T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
İSTANBUL / TUZLA - Tuzla Mesleki Eğitim Merkezi

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü

Milletin Asil Zaferi, Yüz Onun Gururu...

19-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-202519-03-2025

https://www.18martetkinlikleri.com/anasayfa

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi, yalnızca bir askeri başarı değil; milletimizin hürriyet aşkını, bağımsızlık tutkusunu, inancını ve azmini tüm dünyaya haykırdığı bir diriliş destanıdır. Vatan toprağının her karışında, genç yaşta gözünü kırpmadan şehadete yürüyen Mehmetçiklerin alın teri ve kanı vardır. O gün topyekûn bir millet, yokluklara rağmen yedi düvele karşı imanla durmuş, zulme boyun eğmemiştir.

Biz inanıyoruz ki iman varsa, inanç varsa, azim varsa imkân da vardır. İtilaf Devletleri'nin bol kaynaklarına karşın, silah, cephane ve temel ihtiyaçlar noktasında zorluklar yaşayan milletimiz, vatan sevgisi ve iman gücü ile büyük bir destan yazmıştır.

Çanakkale Cephesi, metrekare başına binlerce mermi düşen, toplumun her kesiminin bir araya geldiği ve 250.000 şehit verilerek elde edilen onurlu zaferin kazanıldığı tarihi bir meydandır. Çanakkale, bir milletin yeniden doğuşu, birliğini buluşu ve şanlı tarihini hatırlamasıdır. Biz eğitimcilere düşen görev, değerlerimizle Türkiye Yüzyılı'nı inşa ederken, Çanakkale ruhunu genç nesillerimize aktarmaktır.

Bizler, ecdadımızı sadece bu özel günlerde anmıyor, onları bilgiyle hatırlamayı ve mücadele ruhunu anlamayı vazifemiz biliyoruz. Tarihimizi ve medeniyetimizi anlamak üzere okuyan, merak eden ve üzerine düşünerek hayata yeni kapılar açan nesiller yetiştiriyoruz.

Tarihe olan bağlılık, bir milletin güç kaynağıdır ve biz bu gücü gelecek nesillerimize taşımak için çaba gösteriyoruz. Çünkü adalet, merhamet ve sevgi dolu bir dünyanın inşası, bu topraklardan yayılacak öncü nesillerle mümkün olacaktır.

110 yıl önce Çanakkale'deki gencecik kahramanların yüreğinde vatan sevgisiyle yanan ateşin kıvılcımlarını bugün gençlerimizin gözlerinde görüyoruz. Geleceğimizi inşa ederken, umudumuz olan evlatlarımızla güçlü yarınlarımıza hiç durmadan yürüyoruz.

Köklerinden güç almayanların gelecek için doğru hayaller kuramayacakları bilinciyle, Çanakkale'nin özgürlük, bağımsızlık, barış, dayanışma, vatanseverlik, iman ve adalet gibi değerleriyle dolu ruhunu yaşatmaya devam edeceğiz.

Vatan toprağını canından aziz bilen, mallarını, canlarını, kanlarını gözünü kırpmadan feda ederek Çanakkale'nin geçilmeyeceğini tüm cihana gösteren kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum.

Milletimizin istiklâlini ve istikbâlini korumak uğruna gözlerini kırpmadan şehadete yürüyen, bizlere hür bir vatan emanet eden aziz şehitlerimize Yüce Allah'tan rahmet diliyorum. 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nde Çanakkale ruhunu yüreğimizde taşıyor; vatan, bayrak ve hürriyet uğruna can veren tüm kahramanlarımızın hatırasını sonsuza dek yaşatacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.

 

Doç. Dr. Murat Mücahit YENTÜR

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü

 

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde -gösterdiği vahşetle "Bu: Bir Avrupalı!"

Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,

Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle sefîl,

Kustu Mehmedçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam ;

Atılan her Iağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre .

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat îman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te'sîs-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer ;

Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.

Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...

Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

Mehmet Akif ERSOY


 

 

02-03-2021

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 19.03.2025 - Güncelleme: 19.03.2025 17:03 - Görüntülenme: 27
Kaynak: İstanbul İl MEM, https://www.18martetkinlikleri.com/anasayfa
  Beğen | 0  kişi beğendi